İç mimarlık tarihi incelendiğinde, tavanların yüzyıllar
boyunca mekanın en süslü ve gösterişli yüzeyleri olduğu görülür. Saraylardaki
varaklı işlemelerden, 90’lı yılların katmanlı kartonpiyer havuzlarına kadar
tavan, hep bir "sanat icra etme" alanı olarak kullanılmıştır. Ancak
son 10 yılda bu yaklaşım radikal bir değişikliğe uğradı. Artık modern konut
projelerinde, ofislerde ve sosyal alanlarda tavanlar dümdüz, pürüzsüz ve
olabildiğince sessiz. Peki, mimarlar neden yukarıdaki görsel kalabalığı yok
edip, "görünmez tavanlar" tasarlamaya yöneldi? Bu sadeleşme
hareketinin ardında, estetik kaygıların ötesinde, psikolojik ve yapısal
nedenler yatıyor.
İç mimarlık tarihi incelendiğinde, tavanların yüzyıllar boyunca mekanın en süslü ve gösterişli yüzeyleri olduğu görülür. Saraylardaki varaklı işlemelerden, 90’lı yılların katmanlı kartonpiyer havuzlarına kadar tavan, hep bir "sanat icra etme" alanı olarak kullanılmıştır. Ancak son 10 yılda bu yaklaşım radikal bir değişikliğe uğradı. Artık modern konut projelerinde, ofislerde ve sosyal alanlarda tavanlar dümdüz, pürüzsüz ve olabildiğince sessiz. Peki, mimarlar neden yukarıdaki görsel kalabalığı yok edip, "görünmez tavanlar" tasarlamaya yöneldi? Bu sadeleşme hareketinin ardında, estetik kaygıların ötesinde, psikolojik ve yapısal nedenler yatıyor.
1. Düşen Kat Yükseklikleri ve Ferahlık Arayışı
Modern kentleşmenin getirdiği en büyük kısıtlamalardan biri,
standartlaşan ve ne yazık ki azalan kat yükseklikleridir. Eski binaların ferah
tavanlarına kıyasla, yeni yapılarda her santimetrenin önemi büyüktür. Basık bir
tavanı, sarkan büyük avizelerle veya kademeli alçıpan havuzlarıyla doldurmak,
mekanı olduğundan çok daha basık ve boğucu gösterir.
İşte bu noktada mimarlar, "görsel yanılsama"
tekniğine başvurur. Tavan ne kadar pürüzsüz ve kesintisiz olursa, mekan o kadar
yüksek algılanır. Gözü yukarıda oyalayacak, takılacak hiçbir çıkıntının
olmaması, mekanın sınırlarını flulaştırır ve ferahlık hissini maksimuma
çıkarır. Modern mimaride sadeleşme, aslında bir tercih değil, mekanın nefes
alması için bir zorunluluktur.
2. Aydınlatmanın "Nesne"den "Mimariye" Dönüşümü
Tavan tasarımındaki sadeleşmenin en büyük destekçisi,
gelişen aydınlatma teknolojileridir. Eskiden aydınlatma, tavanın ortasından
sarkan bir "mobilya" (avize) olarak görülürdü. Bugün ise aydınlatma,
mimarinin içine gizlenen bir "fonksiyon"dur. Modern tasarımın mottosu
nettir: "Işık kaynağını gizle, ışığın etkisini hisset."
Bu felsefenin en başarılı uygulayıcısı, tavan yüzeyiyle "sıfıra sıfır" (hemzemin) birleşen armatürlerdir. Tavanın düzlemsel bütünlüğünü bozmadan, mekana homojen bir ışık sağlayan Sıva Altı Led Spot tasarımları, bu akımın vazgeçilmezidir. Bu spotlar, mekanın tavanını delik deşik bir görüntüden kurtarır; mimari çizgiye sadık kalarak, sanki ışık tavanın doğal bir parçasıymış gibi davranır. Özellikle çerçevesiz (trimless) modeller, tavan boyasıyla bütünleşerek, yukarı baktığınızda sadece saf bir ışık huzmesi görmenizi sağlar. Bu, görsel gürültüden arınmış, "dingin lüks" (quiet luxury) anlayışının tam karşılığıdır.
3. Odak Noktasını Aşağıya Çekmek
İç mimaride bir mekanda her yer aynı anda
"bağırmaz." Eğer zeminde iddialı bir halı, duvarda sanat eserleri
veya tasarım mobilyalar kullanılıyorsa, tavanın "arka planda" kalarak
bu sahneye fon oluşturması gerekir. Karmaşık tavan detayları, gözü yukarı
çekerek mekandaki diğer değerli tasarım öğelerinden rol çalar. Sadeleşen
tavanlar, dikkati yaşamın aktığı yere, yani mobilyalara ve insan etkileşimine
odaklar.
Özetle; modern iç mimarlıkta tavanlar boş bırakılmıyor, aksine "görsel bir sessizlik" yaratmak için bilinçli olarak sadeleştiriliyor. Çünkü günümüz insanının en büyük lüksü, karmaşadan uzak, duru ve net bir mekanda zihnini dinlendirebilmektir.

.png)
0 Yorumlar
Yorumlarınızı önemsiyor ve merak ediyoruz. 😊